fbpx

BANKACILIK NEREYE…

 Türk Bankacılık ve Finans Sistemi özellikle 1980 yılından itibaren serbest piyasa rejiminin hayata geçirilmesi, dünya ile ekonomik ve ticari anlamda daha fazla bütünleşme sağlanması ile hızla gelişmekte ve büyümektedir. 2000’lerin başında sektörün aktif büyüklüğü 120-130 milyar dolar iken bugün 800 milyar dolara yaklaşmıştır. Son yıllarda yıllık bazda %15 büyüme kaydetmektedir. Bu büyüklük Türkiye’nin GSMH ile hemen hemen aynıdır. Ancak bu hızlı büyümeye rağmen gelişmiş ülkeler ile kıyasladığımızda Türk Finans Sistemi çok küçük ölçekli kalmaktadır. Örneğin Alman Deutsche Bank tek başına 1,8 trilyon dolar aktif büyüklüğü ile Türkiye’deki sistemin büyüklüğünün 2 katıdır. Diğer yönden bakarsak aynı zamanda çok ciddi bir büyüme potansiyeli ve tüm paydaşlar için ciddi fırsatları da içinde barındırdığını söyleyebiliriz.

Geçen süre zarfında sistemin en güçlü ve en zayıf yanlarını özetlemek gerekirse; Türk Bankacılık Sisteminin en kuvvetli yanı hiç kuşkusuz teknolojik gelişmelere hızlı adaptasyon sağlamış ve çok kuvvetli bir bankacılık/finans altyapısı kurmuş olmasıdır. Bunun en büyük faydası önümüzdeki dönem daha çok gündem olacak Fintech teknolojileri ve ‘’Açık Bankacılık’’ uygulamalarında görülecektir.

Son 35 yılda Türkiye olarak çok ciddi ekonomik krizler yaşamış olmamız sonuçları itibariyle kötü etkilere sebep olduysa da bu durum aynı zamanda sektörün krizlere karşı daha dayanıklı olmasına ve regülasyonların da çok daha önceden hayata geçirilmiş olmasına vesile olmuştur. Bugün Türk Bankacılık Sistemi birçok temel rasyoda çoğu gelişmekte olan ülke ve hatta bazı gelişmiş ülkenin bankacılık sisteminden bile daha kuvvetlidir.

Üçüncü en temel avantajı da yetişmiş insan kaynağıdır. Özellikle geçmiş dönemlerde bankacılık mesleğinin çok daha itibarlı bir meslek olması, iyi okullardan mezun olmuş, donanımlı ve küresel düzeyde rekabet edebilecek önemli bir insan kaynağının temelini oluşturmuştur.

Şimdi bu üç önemli (teknolojik alt yapı, kalifiye insan kaynağı ve krizlerden güçlenerek çıkmış mali bünye) avantajı dikkate aldığımızda, maalesef bunun henüz çok olumlu kullanılamadığını görmekteyiz. Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye gibi 85 milyona yakın nüfusa sahip bir ülkede sektör büyüklüğü çok küçük kalmıştır çünkü bugüne kadarki büyüme daha çok büyük firmalara verilen krediler ve devlet iç borçlanma senetleri ile olmuştur. Gerek bireysel müşteriler gerekse de KOBİ’ler(Türkiye’deki işletmelerin %95’i bu kategoridedir) özelinde çok fazla penetrasyon sağlanamamıştır (son yıllarda önemli gelişmeler olmakla birlikte henüz yetersiz).

Bu sorun nasıl çözülebilir? Öncelikle bankacıların ‘’satıcı’’ rolünden ‘’danışman’’ rolüne geçerek konvansiyonel tarzı bırakıp proaktif bir yaklaşım sergilemesi gerekir. Bu yapılmadığı müddetçe yapılan teknoloji ve insan kaynağı yatırımı verimsizlik ve yüksek maliyet unsuru haline gelmektedir. Müşterilerin sadece geçmişlerine bakarak karar almak yerine bir danışman gibi o müşterinin geleceğini birlikte planlama ve ihtiyaçları doğru tespit etme noktasında aktif rol almaları gerekmektedir. Yine üzerinden para kazanılan ‘’müşteri’’ bakış açısı yerine birlikte para kazanılacak ‘’ortak’’ anlayışına geçilmesi gerekmektedir. Bugün sistem dışında, yastık altı diye tabir edilen değerin yaklaşık 200 milyar dolar olduğuna dair tahminler bulunmaktadır. Bu değerin sistem dışında kalmasının muhtelif sebepleri olmakla birlikte, bankacıların yukarıda belirtilen zaaflarının da payı vardır.

Proaktif yaklaşım aynı zamanda müşteri ile daha iyi bir ilişki kurulması ve müşteri sadakati yaratması açısından çok önemlidir. Bugün teknoloji sayesinde tüm kurumlar mevcut ve/veya potansiyel müşterilere dair çok önemli datalara sahipler. Bu dataları işleyip, bir takım davranışsal eğilim analizleri ile müşterilerine iletişim kanalları vasıtasıyla tekliflerini sunabilmektedir. İşte bu noktada eksik kalan tek şey insani dokunuştur, bu gerekli ve önemli veriler üzerine bir de danışmanlık misyonu eklenebilirse işte o zaman müşteri sadakati kalıcı olur ve kazan-kazan ilişkisinin varlığından söz edilebilir. Yapılan birçok çalışma şunu göstermiştir ki, müşterilerin çalıştığı kurumu bırakma sebeplerinin başında fiyat/maliyet dezavantajı değil, iyi hizmet alamama ve beklediği ilgiyi görememesidir.

 

Nihat DİLLİCE

08 Haziran 2021

Yorum yapın